RİZE GERÇEĞİ VE HES'LER
Doğu Karadeniz'in birçok bölgesinde özelde Rize'de ve daha özelde İkizdere vadisinde "enerji üretmek" adına birçok HES projesi üretilmiş ve bölgenin doğal zenginlikleri göz önüne alınmadan bu projelerin bir kısmının şu anda hayata geçirilmek üzere inşaatlarına başlanmıştır. Bölgedeki Hes projeleri ve doğal zenginlikler hakkında aşağıda maddeler halinde kısa ve önemli bilgiler verilmiş olup bu bilgiler dâhilinde yapılan bu HES çalışmalarının yeniden duyarlılıkla değerlendirilmesini temenni eder, önümüzdeki süreç içerisinde "biz demiştik" dememek için bugünden geleceği düşünüp yapımı süren ve yapılmasını planlanan bu HES projelerini kamuoyu olarak vicdan ve mantık çerçevesinde değerlendirmenizi İKİZDERE DERNEĞİ Yönetim Kurulu olarak bildiririz.
- Rize ilinde; 11 adeti DSİ, 4 adeti EİEİ ve 47 adeti TÜZEL kişilerce üretilmiş toplam 62 adet HES projesi üretilmiştir. Bunlardan 20 adedi inşaat aşamasındadır.
- Rize sınırları planlanan HES projeleri; Fırtına, İkizdere, Senoz, Hemşin, Salarha, Çağlayan,Arılı Vadileri olarak 7 adet vadiyi kapsamaktadır. Bu projelerin 46 adedi Fırtına,Çağlayan,Arılı ve İkizdere Vadileri üzerinde planlanmıştır.
- Genelde Doğu Karadeniz Bölgesi ve bu bölgenin doğa koruma açısından en önemli illerinden Rize Türkiye'nin en önemli bölgelerinden birisidir. Kıyı çizgisinden başlayan dağlar kısa bir mesafede Kaçkar zirvesinde 3930 m. ye kadar çıkar. Ayrıca bölgede 2500 m.nin üzerinde çok sayıda zirve bulunmaktadır. Derin vadilerdeki çok sayıda akarsu ve mevsimsel dereler şelaleler yaparak denize ulaşır.
- Dağların, derin vadilerin yarattığı çok geniş çeşitlilik gösteren iklim şartları çok özel ve farklı habitatlar oluşturmuştur. Doğal yaşlı ormanlar, ormangülü çalılıkları, alpin çayırlıklar, sarp kayalıklar ile göl ve akarsu kenarlarında sayısız ekosistemlere sahiptir.
- KTÜ'nün yaptığı bir araştırmaya göre bitkisel açıdan 2460 türle Türkiye florasının %28'ini oluşturan bölge, pek çok ülkenin sahip olduğu toplam bitki türünden fazlasına sahiptir.
- Diğer yandan Doğal Yaşlı Ormanlar, Alivyonal ormanlar gibi çok değerli bir ekosistemin barındığı bölgede endemizm oranın da %17 civarında olduğu olduğu çeşitli bilimsel raporlarla ortaya konmuştur.
- Bölge; Boz Ayı, Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi, Karaca, Geyik, Dağ Horozu, Kafkas Ur Kekliği, Hopa Engereği, çeşitli alabalık türlerinin yanı sıra endemik bir tür olan Deniz Alası, Kafkas Engereği gibi çeşitli uluslar arası sözleşme ve Kara Avcılığı kanunu'na göre koruma altında olan hayvan türlerine de yöre yaşam alanı oluşturmaktadır.
- Bu bölge dünyanın 200 ekolojik bölgesinden biri (wwf), Avrupa'nın acil korunması gereken 100 ormanından biri, kuşlar açısından da dünyanın 217 kuş alanından biridir.
Aşağıda Çed (Çevre Etki Değerlendirme) raporları ve yönetmelikleri ile ilgili hukuksal süreçler ve açıklamalar mevcuttur. Görülmektedir ki bu bölgede yapılan projeler gerek hukuksal açıdan ve gerekse de bilimsel metotlarla da izah edilememektedir.
17 Temmuz 2008 öncesi Çed Yönetmeliği gereği 50 MW altında kurulu güce sahip santrallerin çoğunda "çed gerekli değildir" kararları ile çed süreci tamamlanmış, yatırımcılar açısından tam bir serbesti içinde çevresel değerlerler görmezden gelinerek çalışma imkânı yaratılmıştır.
1993 yılından bu yana 2008 yılına kadar, en son değişiklik olan 17 temmuz 2008 tarihli değişiklikle çed yönetmeliği beş defa tamamen değiştirilmiş, yatırımcının, yatırımın önünde engel gibi duran tüm gri noktalar yönetmeliklerden arındırılmış,süreç günlerle ifade edilen bir zamana sıkıştırılmıştır.Çevre Etki Değerlendirme Yönetmeliği 1993 yılından bu yana geçirdiği değişikliklerle genel olarak çevreye değil de yatırımcıya etki eden faktörleri değerlendiren ve söz konusu faktörleri görmezden gelecek üstü kapalı yol ve yöntemleri üreten çed raporlarının hazırlanmasına yol açmıştır. Diğer yandan Çevre etki değerlendirme; tamamen ticari bir sürece dönüşmüştür. Örneğin Rize'de inşa aşamasına gelen 20 HES projesinden 16'sı için ÇED gerekli değildir" kararı verilmiştir. 17 Temmuz 2008 öncesinde 10-50 MW arası kurulu güce sahip nehir tipi Hes'ler açısından Proje Tanıtım Dosyası hazırlaması yeterli olduğundan yüzlerce hes projesi çed raporu hazırlanmadan hakkında çed gerekli değildir kararları verilerek prosedürü tamamlanmıştır. Önümüze gelen PTD'ler(Proje Tanıtım Dosyaları) incelendiğinde ise söz konusu dosyaların çevresel etkileri değerlendirmekten uzak, hatta çed raporu hazırlanmasının önüne geçecek şekilde faaliyeti basit ve çevresel riskler açısından sorunsuz olarak gösteren öte yandan bilimsel yaklaşımdan tamamen uzak, "copy paste" metinlerle dolu dosyalar olarak hazırlandığı görülmüştür. Gerek hazırlanan "Proje Tanıtım Dosyaları"(PTD) hakkında verilen "Çed Gerekli değildir" kararları neticesinde gerek Çed raporu hazırlama yükümlülüğüne tabi tutulan projeler hakkında bakanlıkça verilen "Çed Olumlu Kararları" sonrasında incelediğimiz dosyaların veya raporların çevresel riskler hakkında somut öneri ve tedbirler içermeyen, soyut ifadelerle geçiştirilmiş, ya da söz konusu projelerin ayrılmaz parçaları olan ve yine çevresel risklerle dolu kimi tesislerin söz konusu projeye dair çed raporunun ya da PTD'nin kapsamı dışında tutulduğu görülmüştür. Adı Çed raporu olan yada Proje tanıtım Dosyası olan bu rapor/dosyaların bakanlıkta veya valiliklerde kimler tarafından, hangi uzmanlıkları taşıyan kişiler tarafından incelenip değerlendirdiğinin tartışılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Özellikleri, yapıları, içerdiği canlı yaşamlar, su debileri, yatakları nerede ise aynı olan derelerde önerilen ve suyun santral için dere yatağından alınmasından sonra derenin mansap kesiminde kalan kısımda sucul canlıların yaşamını devam ettirebilecek miktardaki suyu ifade eden ve adına Telafi Suyu yada Can Suyu denen ve su miktarlarının tümünün birbirinden farklı olarak belirlendiği, deredeki canlı yaşam türleri birbirinin aynı olmasına rağmen su miktarlarındaki farklılığın neye dayandığı, hangi yöntemle telafi suyunun belirlendiği PTD veya Çed Raporlarında bildirilmemiş, bırakılması önerilen Can Suyunun canlı yaşamın devamı için değil santralin su ihtiyacına göre belirlendiği ortaya çıkmıştır. Açılan davalarda yaptığımız yoğun eleştiriler karşısında Çevre ve Orman Bakanlığı son dönemlerde olur verdiği çed raporlarında Amerika'da ve birçok ülkede kullanılan bizim önerdiğimiz bir metot olan Tennant Yöntemi ile artık Can Suyu miktarlarını belirlediğini bildirmeye başlamıştır. Ne var ki hesaplanan su miktarları incelendiğinde Tennant Yönteminde bildirilen ekolojik/hidrolojik derecelendirme yöntemlerine riayet edilmediği, su debilerinin az ve çok olduğu dönemlerin dikkate alınmadığı görülmüştür. Örneğin 25 m3/sn debisi olan ve yatağı 30 metre genişlikteki İkizdere'de ortalama 200lt/sn can suyu belirlenmekte, debisi 5 m3/sn olan bir başka derede (Rüzgarlı Deresi) 150lt/sn can suyunun dere yatağına bırakılması önerilmekte iken yine debisi 5m3/sn civarında olan başka bir derede (Fındıklı Çağlayan Deresi) ise 1.7 m3/sn su miktarının bırakılması önerilmektedir. Bunun gibi hiçbir standarda dayanmayan,dünyada geçerli hiçbir yöntemin kullanılmadığı yöntemlerle yapılan bilim dışı değerlendirmelerle Karadeniz'in güzelim dereleri susuzluğa mahkum edilmektedir. Bir başka yönden de bakıldığında örneğin Hemşin Deresi'nin ekolojik anlamda daha değerli olan bir kesiminde yapılmakta olan bir hes için ÇED gerekli değildir kararı verilirken, alt kesiminde daha az öneme sahip bir başka hes için "ÇED gereklidir" kararı verilebilmektedir. Diğer bir olumsuzluk, hidroelektrik yatımcısının su kullanım hakkı anlaşmasını,elektrik üretim lisansını almasından sonra çed sürecine girişmesidir.2003 tarihli yönetmeliğin 6.maddesine tamamen ters sürdürülen bu sürecin sonunda adeta Çevre ve orman Bakanlığı'nın iradesi ipotek altına alınmaktadır. Çed sürecine kadar ciddi kaynak harcaması yapan yatırımcıya çed olumsuz kararı verilebilmesinin güçlüğü apaçık ortadır. Diğer bir yanlış uygulama elektrik üretim santrallerinin ayrılmaz bir parçası olan elektrik iletim hatlarının santrallerin çed raporları dışında tutulmasıdır. Tamamı ormanlık alanlardan geçerek kilometrelerce uzağa taşınacak elektriğin iletim hatlarının ayrı bir çed raporu ile değerlendirilmesi,proje ait çed raporu içinde değerlendirilmemesinin etkileri gözden kaçırmaya hizmet ettiği ve entegre bir tesis olmasına rağmen ayrı bir çed sürecine tabi tutulmasının yönetmelik karşısında hukuki olmadığı da ortadadır. Santral bittikten sonra söz konusu iletim hatlarına çed olumsuz kararı verilemeyeceği de yine apaçık ortadadır. Tüm bu açıklamalar bile çed raporlarının hiçbir işlevi olmadığını,bürokratik bir süreçten ibaret olduğunu ortaya koymaktadır. Mevcut durum,hükümetin yaklaşımı ve gelişmeler karşısında ,Doğu Karadeniz'deki büyük su mücadelesinin AB de uygulanan ve uyum yasaları çerçevesinde ülkemizde de 2013 yıllarında yürürlüğe girmesi beklenen "Su Çerçeve Direktifi" yürürlüğe girmeden ciddi eleştiri ve çevresel riskler içeren Hes'lerin söz konusu direktif karşısında sorun olmaktan çıkaracak bir anlayışla bu tarihten önce acele ile inşa ettirilmekte olduğu,çevresel risklerinin görmezden gelinmekte olduğu düşünülmektedir.
İKİZDERE DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU
22 Kasım 2008 |