BASIN AÇIKLAMASI / Av. Yakup Şekip Okumuşoğlu
Nisan 2009
Tüm Doğu Karadeniz’de 460 civarında nehir tipi hidroelektrik santrali projelendirilmiştir. Bunların bir çoğu henüz fizibilite aşamasında,bir çoğu çed sürecindedir.
İkizdere Cevizlik Hes,İkizdere Dereköy Hes, Fındıklı Paşalar hes,Şavşat’da Papart Deresi üzerinde aynı projede kapsamında Cüneyt 1-2-3-4 Heslere,Çayeli Uzundere Hes Projelerine, Hemşin Dilek Hes Projelerine karşı davalar açılmıştır.
Bu davalarda;
Cevizlik Heste çed raporunun iptaline,
Hemşin Deresi üzerinde kurulması planlanan Dilek Hes’in çed gerekli değildir kararının iptaline,
Çayeli Çateldere Projelerinin iptaline,
Cüneyt 1-2-3-4 heslerde üç ayrı dava açılmış olup,her üç davada da yürütmenin durdurulmasına,
Fındıklı Çağlayan Deresi üzerinde Paşalar Hes’in çed olumlu kararının yürütülmesinin durdurulmasına,
İkizdere Dereköy Hes hakkında yürütmenin durdurulmasına,karar verilmiştir.
Bunun dışında açılan başka davalarda mevcut olup,yeni gelişmeler olduğunda kamu oyuna ayrıca duyurulacaktır.
Mahkeme verdiği kararlarında; vadilerde birden fazla hidroelektrik santrali kurulmasının planlandığı,bu santrallerin ayrı ayrı değerlendirilmelerinin ve çevreye olumsuz etkilerinin az olduğunu söylemenin yanlış bir yaklaşım olacağını,neticede ekosistemin her bir tesisin oluşturacağı zararların toplamı olarak etkileneceği,havza planlaması yapılması gerektiğini,canlı yaşamın devamı için dere yataklarına bırakılması önerilen çed raporlarındaki can suyu miktarının ekosistemin devamına yetmeyeceği,Çevre ve Orman Bakanlığı’nca orman konusunda yatırımcının verdiği taahhütlerin denetlenmediği,kesileceği bildirilen miktardan daha fazla ağaç kesilmesi olasılığının bulunduğu,bölgede ciddi heyelan riski bulunmasına rağmen projede bu durumun göz ardı edildiği,çıkan hafriyatların yol kenarlarından aşağıya boşaltıldığı,çevreye zarar verildiği,gerekli denetimin yapılmadığını belirterek,
“sağlıklı bir çevrede yaşamayı güvence altına alan ve dengeli bir kalkınmayı esas alan sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre arasında oluşan dengesizliğin gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını da tehlikeye atacağını bildirmiştir.Bu gerekçe ile de söz konusu faaliyetlerde üstün kamu yararının söz konusu hes projelerinin projelendirildiği biçimde devamında olmadığına vurgu yapmıştır.
Mahkemenin verdiği bu kararlarda bir kez daha göstermiştir ki Karadeniz Bölgesinde planlanan söz konusu nehir tipi hesler üst ölçekli planlaması olmadan devam eden faaliyetlerdir. Ülkenin kaynaklarının gelişigüzel harcanmasında sürdürülebilir kalkınma anlayışı yoktur.
Sürdürülebilir kalkınma ancak sürdürülebilir bir çevre ile mümkündür. Gelecek kuşakların da ihtiyaç duyacağı çok değerli kaynaklarımızın çok kapsamlı bir planlama ile(İlk defa Avrupa Su Çerçeve Direktifinde adı geçen ve bizim de mevzuatımıza aldığımız havza planlaması ) ekonomik faaliyete konu edilmesi gerekir.
Dile getirdiğimiz bu hususlar dikkate alınmadan faaliyete geçirilen hes projelerinde kamu yararı olmadığını, çünkü ülkenin sınırlı kaynaklarının mevcut uygulama ile adeta sömürüldüğünü söylüyoruz. Ve diyoruz ki;
Her vadi için ayrı ayrı akademik çalışmalar yapılarak, her bir vadide yapılabilecek HES projeleri yeniden belirlenmelidir. Bu çalışmalarda özellikle vadilere bırakılacak can suyu miktarı ve yürütülecek çalışmaların esasları belirlenmeli, daha da önemlisi bu çalışmaları denetleyecek ciddi disiplinler örgütlendikten sonra çalışmalara başlanmalıdır.
Hayata geçecek projelerin işletme süresince kontrolü için, mutlaka ciddi, bağımsız denetim mekanizmaları örgütlenmelidir. Vadilere bırakılacak can suyu miktarının otomatik olarak ölçerek veri iletim ortamında kayıtların herkesçe izlenmesini sağlayacak düzenleme ve taahütlerin ÇED raporlarında bulunması zorunluluğu gerçekleştirilmelidir.
Mevcut uygulamalardan bölge insanı tedirgindir, duyarlılıklar artmıştır. Halen inşası devam eden uygulamalarda görülen gayrı ahlakı olan; bireysel menfaat sağlayarak işini görme anlayışından vazgeçilerek, yüzlerce yıldır bölgede yaşamakta olan ve yaşamaya devam edecek olan ve işsizlik nedeniyle yoğun göç veren bölge insanını gözetecek genel sosyal projeler geliştirilerek yöre halkının rızası alınmalıdır.
Bütüncül havza planlamaları çeşitli mesleki disiplinleri ve sektörel temsilcileri , yerel yönetimleri ve sivil toplum örgütlerini içine alarak oluşturulmalıdır.Bütüncül havza planlamaları yapılmadan vadilerde yatırıma izin verilmemeli,ekolojik değeri yüksek olan doğu Karadeniz vadileri gelecek kuşakların da yararlanmasına uygun şekilde planlanmalıdır.
Bölgede planlanan heslerin bir çoğu açık kanal sistemli olarak planlanmış olup,açık kanal sistemi yer yüzünde binlerce hektarlık alanda kazı,hafriyat,yüzey çalışması gerektirdiği gibi,dik yamaçlarda ciddi heyelan risklerini de beraber getirmekte olup,doğal yaşam alanlarının geri dönüşü olamayacak şekilde tahribine,ayı,kurt,çengel boynuz,karaca,gibi koruma altında türlerin de ortamdan uzaklaşmasına neden olacaktır.Açık kanal sisteminden mutlaka vaz geçilmelidir.Senoz Vadisinde devam eden açık kanallı hes çalışmalarının çevreye verdiği tahribatın Papart vadisinde de tekrarlanmasının mutlaka önüne geçilmelidir.
Can suyu Tennant Yönteminde belirlendiği üzere iyi ekosistem sınıfı olarak tanımlanan yıllık ortalama debinin %30’u yada uzun yıllar aylık ortalama debilerine göre her ay için ortalama debisinin %25 standart hale getirilmedir.
Enerji nakil hatlarının santral projeleri dışında ayrı bir çed sürecine tabi tutulması hukuka uygun değildir. Enerji nakil hatları söz konusu projelerin entegre bir parçası olup,santralden mevcut ulusal şebekeye bağlanıncaya kadar olan kısım santrallerin çed raporu içinde değerlendirilmelidir.
Yörede 15-20 yıl önce güncellenen orman amenejman planları güncellenmelidir.orman meşçere tipleri ve yoğunlukları yeniden belirlenmelidir.
Yapılacak çalışmalardan çıkan hafriyatın ne şekilde bertaraf edileceği,ne şekilde depolanacağına dair bilgiler çed raporunda yerleri de belli edilerek ve ayrı bir proje olarak değerlendirilmesi yapılmalıdır.
Yöredeki kanalizasyon yokluğunun da dikkate alınarak atık su, biyolojik atık,çöp vs atıkların dereye dökülmesinin mutlaka önüne geçilmesi gerekmektedir.Çünkü derenin debisi işletmeye geçildiğinde çok az olacağından dere yatakları çok sağlıksız ortamlara dönüşebilecektir.Çed raporlarının bu yönü ile de irdelenmesi gerekir.
Biz diyoruz ki ülkede 16 termik santral var iken 2008 yılının başından bu yana şubat ayına kadar 14 ay içinde 225 adet Termik Santral Projesine elektrik üretim lisansı verilmiştir.Akabinde Kyoto Protokolu imzalanmıştır. Bu dünya ile alay etmektir.
Biz diyoruz ki,AB su çerçeve Direktifi ve bu mevzuatın zorunluluğu olan havza planlaması hususu d,a değerlendirilecek su havzası kalmayınca mı imzalanacaktır.Çevre ve Orman bakanlığı havza planlamasını stratejik çedin konusunu olduğunu söylemekte,konunun stratejik değerini vurgulamakta ama söz konusu yönetmeliği de çıkarmamaktadır.
Ülkede 1500 adet su kullanım hakkı anlaşması imzalanmıştır.Ülkenin tün vadileri,tüm su kaynakları 49 yıllığına birilerine teslim edilmiştir.Mevzuat eksikliği giderilmeden,havza planlaması yapılmadan alelacale tesis edilen ve suyun sahiplerini belirleyen bu analaşmaların kamunun yararına değil,özel teşebbüslerin yararına tesis edildiğini bildiriyor ve söz konusu anlaşmaların ve bu anlaşmalara bağlanan faaliyetlerin tümünün sürdürülebilir kalkınma,sürdürülebilir çevre ile mümkündür anlayışına uygun olmadığından iptal edilmesini talep ediyoruz.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
|